CARPE DIEM – Spontane Seyahat

İnsanlar seyahatlerini genelde aylar öncesinden planlarlar. Bunda en önemli sebep uçak bileti ve otel ödemelerinin seyahatin en büyük masraf kalemini oluşturmasıdır. Promosyon bilet ve otel odasının indirimli dönemde ödenmesi bütçeyi rahatlatır.

Ben bu açıdan oldukça şanslıyım ve evlendiğimden beri bu tarz konulara pek takılmıyorum. Havayolu personeli olan karım sayesinde personel bileti (Pass) ile istediğimiz yere indirimli olarak uçabiliyoruz. Üstelik birçok otel de havayolu personeli için ekstra indirim sağlıyor ve otel masrafı da büyük ölçüde hafifliyor. Bir havayolu çalışanıyla evli olmanın en güzel yanı sanırım plan yapmaktan istediğiniz kadar uzaklaşabiliyor oluşumuz, kötü yanı ise yalnızca uçakta boş koltuk olması durumunda uçağa binebiliyor olmamız, yoksa sonraki seferi bekliyoruz. Buna alternatif olarak “çok param var benim, plan yapmak tarzım değil” diyenleri farklı kulvarda tutmak lazım tabi 🙂

Plan yapmaktan uzaklaşmak derken, cidden büyük bir plansızlıktan bahsediyorum, öyle böyle değil. Ama oldukça keyifli bir durum olduğunu düşünüyorum bu spontane seyahat tarzının ve Özgün’le birlikte yaşadığımız birkaç keyifli plansız anımızı paylaşmak istiyorum.

İlk olarak en sevdiğim şehirle başlamak istiyorum. Öncesinde hiç planlamamışken, bir günlük resmî tatili hafta sonuyla birleştirmeye karar verip bir anda kendimizi Cape Town’da buluverdik. O kadar ani oldu ki, kalacağımız yeri bile uçağa binmeden hemen önce ayarladık! Havalimanında 3 gün için bir araba kiraladık ve kendimizi Airbnb’den kiraladığımız odaya attık. Cape Town’da gezilecek çok meşhur birkaç yeri biliyoruz tabi, ancak herhangi bir plan yapmadığımız için ilk nereyi gezeceğiz, ne yapacağız, hangi yollardan gideceğiz, nerelerde yemek yiyeceğiz hiçbir fikrimiz yok. Neyse ki şeker gibi bir ev sahibemiz vardı ve bize yarım saat içinde Cape Town için mükemmel bir 3-günlük gezi prgramı yaptı. Harita üzerinde kullanacağımız rotaları çizdi; duraklayacağımız noktaları gösterdi hatta yemek yenecek mükemmel restoranlar bile önerdi. Gereğinden fazla spontane olsa da harika bir geziydi bizim için.

Farklı bir tarihte, bu sefer önceden bir seyahat planı yapalım dedik. “Nereye gidiyoruz?”; “Nepal’e”. Özgün Nepal’e gitmemizden yanaydı ama son birkaç seyahatimizde de Doğu’ya gitmiştik ve Deprem’den sonra tapınakları hala restore edilememiş olan bir Nepal görmek yerine Kanada’yı gezme konusunda aklını çeldim. Seyahati planladığımız tarihe 1 ay vardı, biz de hemen vize başvurusu yaptık. Vizemiz çıktıktan sonra da internetten araba kiralayarak 1 haftalık bir road trip yapmaya karar verdik. Ama yine ne olduysa oldu ve her şey son ana kaldı. Uçağa binmeden hemen önce ilk gece konaklayacağımız yeri ayarladık, diğer geceler Allah’a emanet  çünkü her ne kadar rotamız belli olsa da yolda ne kadar zaman geçireceğimizi, nerede ne kadar kalmak isteyeceğimizi henüz bilmiyorduk. Bir yandan gezerken bir yandan da o gece konaklayacağımız bir otel/oda arayışında olduğumuz ilginç bir seyahat oldu. 2.000 km yol ve onlarca farklı kasaba, güzel anılar, güzel insanlar, güzel yemekler…

Son olarak bu yıl evlilik yıl dönümümüz için birkaç ay öncesinden düzgün bir plan yapalım dedik ve Yeni Zelanda’ya gitmeye karar verdik. Süper! Hobbit köyü, nehirler, dağlar, termal göller vs. bir sürü güzel yer göreceğiz diyorum içimden. Tabi önceden yapılan planların bize pek uğurlu gelmediğini unutmuşum tamamen. Her neyse, Yeni Zelanda online vize başvurumuzu yaptık, bekliyoruz. Normalde maksimum 20 günde çıkan vize 2 ay oldu çıkmadı; neymiş efendim, vize sistemleri değiştiriliyormuş. Her neyse bizim evlilik yıldönümüne 1 hafta kaldı ortada vize yok, çıkacak gibi de değil. Biz de artık farklı bir plan yapalım dedik ve birkaç değerlendirmenin ardından Güney Kore’de karar kıldık. Otelleri araştırdık; nereleri gezeceğimizi listeledik ve sonrasında ani bir karar değişikliği ile kendimizi Buenos Aires uçağında bulduk. O kadar ki otelimizi dahi uçak Sao Paulo’da duraklama yaptığında ayarlayabildik! Uçağımız Buenos Aires’e indiğinde telefonumu açtım ve Yeni Zelanda Vize İşlerinden bir mail: “e-vizeniz çıkmıştır”

Bu yazı daha önce sametkasik.com.tr‘de yayınlanmıştır.

Article by Samet Kaşık

tam bir dijital çağ adamı.. ortaçağ’da yaşamış olsaydı muhtemelen melankolik bir edebiyatçı olur, kendini dağlara vurur ya da nehirlere atardı. ama onun bahtına bu çağ düştü, o da dijital medya gurusu oldu, iyi oldu, çok da güzel oldu.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir